Theo'ya Mektuplar - Vincent Van Gogh

                                                    Don McLean - Starry, Starry Night

Yine Van Gogh aşkım kabardı. Yalnızlığı ile barışık, doğaya aşık, yaşama tutkun bir ruha sahip insan. Ne yazık ki her zaman o ruh baskın çıkmadı. Karanlıkla güneşin sarısı çok savaştı.

Kardeşine yazdığı mektuplar seçtiğim alıntılar. Sanki hepsi benim zihnimden dökülmüşler gibi, ya da dökülecekmişler.

"Gerçekten anlam taşıyan az söz söylemek, kuru gürültüden başka bir şey olmayan, kolay söylendiği kadar yararsız olan bir araba laf etmekten daha iyidir."

" Kimi kez insan içine çıkmak, şununla bununla bir sürü gevezelik etmek hoş olabilir, hatta bazen zorunlu bile olabiliyor bu, ama sessiz sedasız kendi işini sürdürmeyi yeğleyen, çok az sayıda arkadaş isteyen insanlar arasında da, dünyada yürüdüğü yolda da en güven içinde olandır. İnsan hiçbir zaman her şeyin iyi gittiği, sıkıntısız, dertsiz dönemlere güvenmemeli, rahatına fazla düşkün olmamalı. En kibar ve kültürlü ortamlarda, en iyi çevrelerde, en rahat durumlarda bile insan içinde Robinson Crusoe'nun esas özelliklerinden, doğaya bağlı münzevilikten bir şeyler taşımalı. Kim kişisel yoksulluğu bilinçle seçer ve severse, büyük bir hazineye sahip demektir."

"Sanat ne büyük zenginliklerle dolu; insan gördüklerini unutmadıkça hiçbir zaman verimli düşüncelerden uzak, gerçekten yalnız ya da tek başına kalamaz."

"Din adamlarının Tanrı'sı benim için bir kapı tokmağı kadar cansız. Bu durumda ateist mi oluyorum şimdi? Din adamlarına sorarsan, öyle görüyorlar beni - öyle olsun - ama ben seviyorum, yaşamasaydım, başkaları da yaşamasaydı, nasıl sevgi duyardım? Ve eğer yaşıyorsak, işin içinde esrarlı yan var. Buna ister Tanrı de, ister insan tabiatı, ister başka bir ad ver, son derece canlı ve gerçek olduğu halde sistematik biçimde tanımlayamadığım bir şey var ki bence Tanrı o - ya da en az Tanrı kadar önemli bir şey..."


Zeze

Phasellus facilisis convallis metus, ut imperdiet augue auctor nec. Duis at velit id augue lobortis porta. Sed varius, enim accumsan aliquam tincidunt, tortor urna vulputate quam, eget finibus urna est in augue.

3 yorum:

bloggerpursuer dedi ki...

"Gerçekten anlam taşıyan az söz söylemek, kuru gürültüden başka bir şey olmayan, kolay söylendiği kadar yararsız olan bir araba laf etmekten daha iyidir."

sözcüklerden nefret etmek.. nefret ediyorum sözcüklerden! kolay söylendiği kadar arkası boş olanlardan. sabun köpüğü kadar bile ömrü olmayanlar... acı da olsa gerçekleri duymak istediğini bağıra çağıra söyleyene, boş ve anlamsız yalanlar söylemek kadar manasız bence artık konuşmak. sözcüklerin nefesi vardır ve bazen nefes aldırdığı gibi nefesini de alır. duyarsın can gelir, duyarsın canın söner. gel gidelim çok eski zamanlara, sözcüklerin olmadığı, sadece yapılanların, anlamların, anlamlı gözlerin, dokunuşların olduğu zamanlara. çok çok eski.. ya da en az o kadar güzel bir hayalim var. renkler olsun sadece sözcükler ve duygular yerine. düşünsene... rengarenk bir dünya. huzurun rengi hep sarıydı bana. huzurluysan sarı, yumuşacık tatlı bi duman kaplasın etrafını.. kırmızı mıymış aşkın rengi? öyle kırmızı olsun ki o duman, aşığı maşuğu sarıp sarmalasın. maşuk da o zaman anlasın ki aşık ona aşık. ve aşkı sahiden sahi.. artık salt yankı olan "seni seviyorum"dan daha canlı, daha gerçek, daha somut, daha doyurucu ve bir o kadar doyumsuz bir his bırakan bir hayal bu benimki. neşeliysen turuncular, hüzünlüysen griler sarar seni. neyse artık duyguların renkleri.. ve saklamak olmayacak yoğunluğuna göre tonu değişen renkleri. kızdıysan kızgın olacaksın! o zaman daha kolay olurdu insanları anlamak, gerçekleri bilmek. o zaman sözcükler olmadan konuşmak daha kolay olurdu, sözcüklerle konuşmak gittikçe zorlaşıyor çünkü.

hayal gerçek olmayacaksa, bırakalım kuru gürültüyü, arkası boş cümleleri, gerçekten anlam taşıyan az söz söyleyelim. kimse bizden çok konuşmamızı beklemesin, yanyanayken sessizlik de huzurlu olabilir. kıymetlidir.

Zeze dedi ki...

Çok güzel dedin! Benim için de en güzel aşkların ve dostlukların habercisi huzurlu sessizliklerdir.

Geçen gün modada otururken şöyle bir şey yazmıştım:

"Ağzımdan tek bir kelimenin çıkmasını istemiyorum. Mutsuzluk mu sebebi? Pek değil. Defalarca kurduğum cümleleri yeni insanlara tekrar kurmak istemiyorum sadece.Zaferlerimi anlatmak istemiyorum, ya da yenilgilerimi. Gel sessizce notaların arasında dalalım dersen varım. Elimi bile tutabilirsin.Ama yıpranmış kelimelerini istemiyorum.Yeni cümlelerim olmadan sana konuşmak istemiyorum. İstersen çizerek anlat. Denenmemiştir. "

Lazarus dedi ki...

Çok güzel, çok bizden.

Bir sonraki kitapçı ziyaretimde, bu kitabı alırken ve arkadaşıma anlatırken kulakların çınlayacak büyük ihtimalle.

Sevgiler.