Patrick Süskind - Güvercin

Çoğu zaman değişken parametrelerden yorulduğumu söylüyor, kalabalıktan kaçıyorum. Hesaplayamadığım şeylerden, spontan gelişen olaylardan ürküyorum. Eskiden daha da çok ürkerdim, şimdilerde sanırım daha fazla akışına bırakabiliyorum. Ama yine de zaman zaman her şeyden uzaklaştığım, kontrolün benim elimde olduğu, sınırlı insan sayısına sahip olan bir alternatif dünyanın hayalleri ile sakinleşiyorum. Yanlış bu yaptığım biliyorum. Hoşlanmadığım şeylerin yok olmasını umarak bir sonuca varamam.

" Bir gün içinde hayatını allak bullak eden o güvercin işi başına geldiğinde Jonathan Noel, ellisini aşmış bulunuyordu, tam bir olaysızlık içinde geçen rahat yirmi yıllık bir süreyi gerisinde bırakmıştı ve artık karşısına günün birinde gelecek olan ölümden başka, önemli herhangi bir şey çıkabileceği aklının ucundan geçmezdi. Bundan da hoşnuttu. Çünkü olayları sevmezdi, hele insanın iç dengesini sarsan, dış yaşam düzenini ise karmakarışık eden olaylardan bayağı nefret ederdi."

Patrick Süskind'in Güvercin isimli romanı bu paragraf ile başlıyor. Yüksek ihtimalle geçmişinde anne ve babasının hesaplayamadığı yok oluşunun ardından dış dünya ile arasına duvarlarını örmeye başlayan Jonathan Noel, bir bankada bekçilik yapmakta, şehre ilk geldiğinde tuttuğu otel odasında yirmi yılı aşkın zamandır yaşamaktadır. "Hayatta görünmez olmak" tek arzusudur : " Üstelik bir de köyde alay konusu olduğundan-ki onu rahatsız eden alayın kendisi değil, bu nedenle herkesin dikkatini çekmesiydi- ömründe ilk defa kendi başına bir karar verdi."

Bir gün tam da odasından çıkıp apartmanın ortak tuvaletine gidecekken kapıyı açtığı anda karşılaştığı güvercin ile tüm dünyası alt üst olur. Jonathan paniğe kapılır, düzeni sarsılır. Neden güvercin? Neden bu kadar korktu? diye düşünürken ben, yazar sorularıma cevap verdi: " Kargaşanın, başıboşluğun ta kendisidir güvercin, hiç belli olmaz ne taraftan gelip ne tarafa uçacağı. Yalnız kalmak bir güvercin, başka güvercinleri de çeker, çiftleşir ve çoğalırlar." Güvercin, kendini toplumdan soyutlayan Jonathan'ın korktuğu, kendinden uzak tuttuğu her şeyi temsil ediyor diyebiliriz. Başıboşluk, düzensizlik, sürü yaşamı.

Güvercinle karşılaşmasının ardından kendi koyduğu kurallar esnemeye başlar. Örneğin on yıldan daha fazla süre boyunca apartmanın kapıcılığını üstlenen Madam'a o güne kadar  "İyi günler" ve "İyi akşamlar" dışında tek kelime etmeyen Jonathan güvercin tehditi yüzünden kadınla konuşmak zorunda kalır. Kadına yakından ilk defa dikkat ettiğinde kadının onda uyandırdığı genelde olumsuz izlenimin yerini daha yumuşak hisler alır. "yakından bakıldığı zaman o yakıcı sırnaşıklıktan eser kalmamıştı, tersine, daha çok bir yumuşaklık, neredeyse genç kızımsı bir ürkeklik vardı." 

Hikayeyi tüm detayları ile anlatmaya niyetim yok tabi ki. Bu beklenmedik olayla Jonathan Noel'in sıradan dünyasının değişimlerine Patrick Süskind'in bol betimlemeli, bol detaylı - malesef zaman zaman sıkan ve bazı satırları atlamama sebep olan- anlatışı ile şahit olacaksınız.

Kitabı bitirdikten sonra George Perec 'in Uyuyan Adam'ı geldi aklıma. İkisinde de yalnızlığı seçmiş iki adam. Ama Perec'in kitabının sonunda baş karakterin kendini soyutlama seçiminden sonrasında pişman olduğunu görüyorduk. Güvercin'de böyle bir durum yok.

Böyle kitaplar beni kendime getiriyor. Bir kez daha güneşi uyandırmanın önemini anlıyorum. Pek kazıkçı operatörümüzün reklamlarında da dediği gibi : Hayat paylaşınca güzel !


Zeze

Phasellus facilisis convallis metus, ut imperdiet augue auctor nec. Duis at velit id augue lobortis porta. Sed varius, enim accumsan aliquam tincidunt, tortor urna vulputate quam, eget finibus urna est in augue.

8 yorum:

alkım dedi ki...

Zeze, kalabalıktan hepimiz yorulup kaçıyoruz. Ben özellikle de gündemin bu kadar ağır olduğu şu günlerde azıcık dinginlikle tedavi ediyorum ruhumu. Yoksa olmuyor;)

Süskind'in bu kitabını okumamıştım. Ne ilginç bir konusu varmış. Merak ettim kitabı.

Bu arada ne güzel bir mahlasın var. Ben hep Zeze olmak isterdim ama kolay değil Zeze olmak;) (Hatta bir zamanlar dile getirmiştim bunu
http://kucucukseyler.blogspot.com/2012/04/clare-olmak.html

Sevgiler.

Zeze dedi ki...

Haklısın gündemdeki çalkantılarla daha da zorlaşabiliyor her şey.

Kitabı tavsiye ederim, incecik zaten bir pazar günü bi' çırpıda bitirebilirsin :)

Aynı hisleri paylaşmışız demek ki.Zeze olmayı çok seviyorum - "Zeze zeze çok üzülüyor" diye pepeye gönderme yapan arkadaşıma rağmen (!) :D-

Ps.Blogunda bahsettiğin kırmızı balon filmini izledim güzeldi:) O balonu nasıl öyle hareket ettirdiler diye kısa bi' düşündüm ama sanırım cevabı çocuğu takip ederken bağlanan ince bir ip ve çatılardan ya da pencerelerden balonu iple kontrol etmeleri.

alkım dedi ki...

Zeze olabilmek bence de harika;)

Balonu nasıl hareket ettirdiklerini ben de düşünmüştüm. Sanırım dediğin gibi misina gibi ince bir iple yapmışlar...

Sevgiler Zeze!

Serkan Aydemir dedi ki...

Bu kitap hoşuma gitti. İlerde olmak istediğim yaşamı anlatıyor galiba ve sanırım bir güvercinin evime girmesine izin vermemeliyim.

Zeze dedi ki...

Gerçekten böyle bir yaşam yaşamak ister misin? Evet ben de zaman zaman herkesten uzak olmak istiyorum ama nereye kadar? Peki ya hayatın güzellikleri? Güzel anları birileriyle paylaşamadıkça ne anlamı var?

Hayır servgili Serkan, bana kalırsa olur da böyle bir hayatın olursa aç pencerelerini ve bir güvercinin evine girmesini bekle !

Esen kal.

Serkan Aydemir dedi ki...

Mutluyumdur çoğu zaman yani mutlu görünürüm görünüş itibariyle ;ama insan gerçekten soyutlayamaz kendini her ne kadar gülsek de aklımızdadır hep onlar. Zaten mutlu insanlar hayal kuran insanlardır sonra o hayallerine inananlar ki malesef benim bunu yapacak yeteneğim yok sanırım. Belki de bu yüzden gerçeklerin saldırısı altında hep soyut kurgularım.

Sirel Toma dedi ki...

Daha önce bu yazıyı yazdığını biliyordum ama kitabı okuduktan sonra okudum yazıyı. Öykü olması sebebiyle belki de beğendim ancak kitabı gerçekten şu yazıyı okuduğum kadar dikkatli okumadığımı fark ettim. Adamın hayatı o kadar aynı ki bizim için farklı bir gün yaratmayacak kadar ufak değişiklikler adamın tüm dengesini alt üst ediyor ve tüm olanlardan kaçıyor. Bir insanın kendini soyutlaması iyi bir şekilde tasvir edilmiş.
Eline sağlık

Adsız dedi ki...

Bu güvercinler acayip güvercin yahu ..)