Prenses Elizabeth: Sisi

Şey... Merhaba dünyalı. Biliyorum uzun zamandır ortalıklarda yokuz. Bir ara döner gibi olduk, sonra tekrar ortadan kaybolduk. Zeze Viyana'da kendini başka bir şehre kaptırdı, katharsis de kayıplara karıştı. Neden sustuk? Blog yazılarım içime kaçtığım anların, tatlı yalnızlıklarımın sonucuydu. Anladım ki yurt hayatı ile özellikle de erasmus hayatı ile insanın içine kaçması pek mümkün olmuyor. Oysa ki ne düşüncelerle çıkmıştım yola. Kendimi yapayalnız kalmaya hazırlamıştım. Çok okur, çok yazar, çok araştırırım diyordum. Ama kendimi çok keyifli bir hayatın içinde buldum. Tatlı yalnızlığımla görüşemez olduk. Ama şimdi tatil buralar, oda arkadaşım yok, küçük dünyama istediğimde kaçabiliyorum. Ne tetikledi şimdi yazı yazmamı? Sanırım hayatımda izlediğim en harika gösterinin heyecanına karşı koyamadım.

Özgür bir ruh, bağımsızlık arayışı, bitmeyen melankoli, güçlü bir karakter, takıntılı bir yaşam, sürekli seyahat eden bir kadın... Elizabeth. Namı diğer Sisi





"If I arrive at a place and knew that I could never leave it again, the whole stay would become hell despite being paradise"

Küçük yaşta kuzeni Avusturya imparatoru Franz Joseph ile evlenen Elizabeth hiçbir zaman kraliyet hayatına alışamaz. Utangaç, doğal, saf bir genç kız olarak geldiği sarayda zamanla yaşadığı zorluklar yüzünden demir leydiye dönüşür. Güzelliği takıntı haline getirir, hayatı boyunca asla elli kilonun üstüne çıkmaz, her gün üç saat saçlarını taratır. Heinrich Heine'ye aşıktır, gecelerce şiir yazar, ata biner, soylu bir kadına yakışmayacak bir şekilde sigara içer. Sağlık sorunlarını bahane ederek sürekli kocasından uzaklaşır ve başka şehirlerde inzivaya çekilir. İçindeki melankoli ve hüzün asla onu terk etmez. Ne kadar seyahat ederse etsin.

Ein Unergründlich See ist meine Seele, den ich oft selber nicht versteht./ Sırlarla dolu bir deniz ruhum, benim bile zaman zaman anlayamadığım.

İşte böyle üzgün, özgür ve gezgin bir ruhu anlatan harika bir müzikale gittim bu hafta. Viyana'da gittiğimiz ikinci müzikal hepimizin ağzını açık bıraktı. Baştan sona Elizabeth'in yaşamını anlatan müzikal hem teknik anlamda, hem kurgu açısından, hem oyunculuk ve sahne performansı açısından İ NA NIL MAZ DI!




Müzikalin en hoşuma giden yanı sanırım der Tod/Ölüm karakterinin varlığı ve oyuna katkısıydı. En başta "Kim yahu bu adam, Sisi başkasına mı aşıkmış?"diye kafamızı karıştıran ulti multi karizmatik sarışık adam meğersem sembolik bir anlama sahipmiş. Sisi'nin  çocukken ilk defa ölüm tehlikesi ile karşılaştığı zaman tanıştığı Bay Ölüm, hiçbir zaman Sisi'nin peşini bırakmaz. İçindeki melankoliyi, mutsuzluğu, çaresizliği temsil eden ve Sisi'ye aşık olan Bay Ölüm Sisi'nin zor zamanlarında ortaya çıkar ve onu ölüm ile teselli etmeye çalışır. Sisi ise her seferinde Bay Ölüm'ün cazibesine rağmen hayatta kalmaya çalışır.



Müzikal hikayesi, müzikleri, görsel şovları ile çok etkileyici. Aynı zamanda Avusturya tarihi hakkında da beni çok bilgilendirdi. İlk ayımda gezdiğim müzeler ve saraylar ile ilgili herşey kafamda tamamen yerine oturdu. Genelde turistik olarak gezdiğimiz yerler ve bu yerler hakkındaki bilgiler havada kalır, tam olarak oturmaz. Ama bu müzikal sayesinde teoriyi pratiğe de döktük.

Amatör olarak müzikallerde oynayan biri olarak teknik açıdan da benim için çok etkileyiciydi. Sahip oldukları imkanlar ile yaratıkları dinamik sahne ağzımı açık bıraktı. Bir kısmı 360 derece dönebilen sahnede dekorlar biz hiç farkına varmadan sahne arkasında sürekli değiştirildi. Şarkılar sırasında hareketli dekorlar ile görsel şov gözlerimizi kamaştırdı. Videolarda da dikkatinizi çekecek minik bir detay da mikrofonlarının alınlarına yapıştırılmış olmasıydı! Daha önce hiç böyle bir şey görmedim.


Açılış Sahnesi
Anladığım kadarıyla her sene kadrosu değişen müzikalde bu yıl Annemike van Dam ve Mark Seibert vardı. İkisinin de sesi büyüleyiciydi. Başroller dışında benim kalbimde yer eden karakter ise oyun boyunca anlatıcı rolünü üstlenen, Cabaret'nin anlatıcı gibi muzur olan, aslında Elizabeth'in acı sonundaki en büyük role sahip italyan anarşist Luigini idi.

Müzikalin geçen seneye ait ful performans görüntülerini şuradan bulabilirsiniz.

Kısmetse bir gün ben de bunlardan birinde oynayayım olur mu?

PS. Müzikalden çıkınca konuşurken B acaba doğum günü ne zaman Elizabeth'in, burcu ne acaba dedi. Dedim kesin oğlaktır. Melankoli ve arayışı nerde görsem tanırım. Ve bingo! 24 Aralık, Oğlak burcu.



Zeze

Phasellus facilisis convallis metus, ut imperdiet augue auctor nec. Duis at velit id augue lobortis porta. Sed varius, enim accumsan aliquam tincidunt, tortor urna vulputate quam, eget finibus urna est in augue.

1 yorum:

Mommyslifetime dedi ki...

Merhaba

Bloğunuzu çok beğendim ve takipçiniz oldum. Sizi de bloğumda takipçi olmaya beklerim. Sevgiler
http://mommyslifetime.blogspot.com/